Doğum yönteminiz normal doğum mu yoksa sezaryen mi olmalı?

Doğum yönteminiz normal doğum mu yoksa sezaryen mi olmalı?

Doğum şekli, anne ve baba adaylarını dokuz ay boyunca en çok düşündüren, bazen de endişelendiren konuların başında gelmektedir. İstatistikler, gelişmiş ülkelerde sezaryen oranının yüzde 20-25, Türkiye’deyse çeşitli nedenlerle artış yaşanarak, neredeyse yüzde 50’lere yaklaştığını göstermektedir. Vajinal doğum, anne adaylarını ağrı, sürenin uzunluğu, epizyotomi (doğumda vajina girişine yapılan kesi), bebekle ilgili olası problemler, ağrılar başladığında doktora ulaşamama, çevrenin doğumla ilgili olumsuz tecrübelerinden etkilenme gibi nedenlerle korkutmaktadır. Oysa vajinal doğum, milyonlarca yıldır bütün memeli varlıkların soylarını devam ettirmekte kullandıkları en doğal ve fizyolojik yoldur.

Bebeğin, annenin doğum kanalı yoluyla dünyaya gelmesi olarak adlandırılabilecek vajinal doğumun üç evresi vardır:

1.Sancıların başlamasından serviks (rahim ağzı) açıklığının tam olmasına kadar süren evre.

2.Bebeğin doğuşu ile tamamlanan ikinci evre.

3.Plasentanın (eş) çıkmasıyla tamamlanan üçüncü evre. Bu evreden sonra annenin kanama ve varsa yırtıklarının kontrolü yapılarak, epizyotomi tamirine geçilir.

Anne adaylarının sabrını ve dayanıklılığını zorlayabilen, vajinal doğumdan çekinmeye yol açan uzun süreli ağrılar, doğumun birinci evresinde gerçekleşir ve bir amaca yöneliktir. Genellikle düzenli aralıklarla gelen her sancı rahmin kasılmasına, rahim ağzında açılmaya ve bebeğin aşağı doğru itilmesine yol açar. Başka bir deyişle, her sancı bebeğinizi size biraz daha yaklaştırır.

Doğum ağrısı nedir?

Doğum ağrısı kendine has özellikleri olan, çok yönlü bir ağrıdır. Doğum sırasında, doğumun evrelerine göre ağrının şiddeti, süresi, yayılımı ve kalitesi değişir. Bu ağrı, insanın hissedebileceği ağrıların en şiddetlisidir ve aynı zamanda en hızlı unutulanıdır. Hamileliğinizde ağrınızı algılanmanızda duyusal, duygusal, davranışsal ve çevresel faktörlerin de etkisi vardır. Ağrı, doğumunuzun başladığını bildiren biyolojik bir işarettir, ancak doğumunuza ağrınızın mutlaka eşlik etmesi gerekmez. Doğum ağrınız, öncelikle rahminizden ve perine (vajina girişi ile makat arasında kalan bölge) bölgenizdeki ağrı reseptörlerinizden kaynaklanır. Rahim, rahim ağzı, pelvis ve perineden gelen ağrılı uyaranlarınız, spinal kord segmentleri tarafından, innerve edilen dermatomlar boyunca hissedilir. Bu ağrı, rahim kasılmalarınıza ve rahim ağzınızın gevşemesine (servikal dilatasyon) neden olan ağrıdır. Doğumun ilk evresinde genellikle bel, göbek çevresi ve pubiste hissedilir. Doğumunuzun ikinci evresinde ise, pelvis tabanının gerilmesi ve vajinanızdan kaynaklanan ağrı daha alt seviyelerde (uyluk ve bacaklarınızda yanıcı, sızlayıcı kramp tarzında) hissedilir.

Doğum ağrısı yönetimi

Kadınların doğum ağrısı deneyimleri; geçmiş ağrı deneyimleri, baş etme yetenekleri, psikososyal durumları içeren birçok faktör tarafından etkilenir. Doğum ağrısının yönetimi anne bakımının asıl amaçlarından biridir. Bakımın iki modeli vardır. Daha sıklıkla tercih edilen, medikal model ve hemşire/ebe modelidir. Farklı metotların kullanımı, temel olarak doğum ağrısını gidermeyi amaçlamaktadır. Yalnızlık, bilgisizlik, hassas olmayan tedaviler, geçmişte çözülmemiş psikolojik ve fizyolojik stresler, kadınların ağrı çekme oranını artırmaktadır. Epidural anestezi uygulanabilir Günümüzde tıbbın ilerlemesiyle, anestezi alanında da doğum sancılarını gidermede etkili yöntemler kullanıma girmiştir: Epidural Analjezi. Doğum eyleminin belli bir aşamasında, tecrübeli bir anestezist tarafından bel bölgesinde, omuriliğe birkaç kat uzakta bir aralığa özel bir iğne yapılarak, içinden ince bir plastik tüp geçirilip, bu aralığa bırakılır. Bu tüpten belli aralıklarla ağrı kesici verilerek doğum esnasında ve sonrasında ağrı duyusu engellenir. Böylelikle anne adaylarının sabrını ve dayanıklılığını zorlayabilen, vajinal doğumdan çekinmeye yol açan ağrılar engellenmiş ve rahat bir doğum için fırsat elde edilmiş olunur. Eğer bu bölgenizdeki motor işlevi sağlayan sinirleriniz de baskılanırsa, tam bir anestezi meydana gelir ve uygulama yapılan bölgenin altında kalan kısımda, his ile birlikte hareket kabiliyeti de ortadan kalkar. Bu durumda geçici süreyle bacaklarınızı ne hissedebilir ne de oynatabilirsiniz. Bu, sezaryen ameliyatlarında uygulanan epidural anestezidir.

İstenmeyen yan etkileri nelerdir?

Yeterli miktarda damar içinden sıvı verilmez veya uygun pozisyonunuz sağlanmazsa, tansiyon düşüklüğü görülebilir (yüzde 10-20). Bel ağrısı (yüzde 50 oranında) görülebilir ancak bunun nedeni sadece epidural anestezi değil, hamilelikte gelişen duruş bozukluğunuza da bağlı olabilir.  Baş ağrısı (yüzde 0.5-1 oranında) gelişebilir.

Epidural anestezinin sakıncalı olduğu durumlar

  • Öncelikle bu yöntemi istemediğiniz durumlar
  • İğne giriş yerinde enfeksiyonunuz varsa
  • Ciddi kanama bozukluklarınız bulunuyorsa (kanama zamanı uzun, pıhtılaşma faktörünüz azsa)
  • Kanama sürenizi artıran ilaç kullanıyorsanız
  • Ciddi sıvı kaybınız varsa
  • Yeterli sıvı damar yolundan verilmemişse

Vajinal doğumun hem anne hem de bebek için sezaryenle doğuma göre üstünlükleri vardır. Vajinal doğum sonrasında anne birkaç saat içinde normal aktivitelerini yapabilir, kısa sürede bebeğini emzirmeye başlayabilir, gebelik öncesi yaşantısına çabuk dönebilir. Normal doğum sonrası vücudun (özellikle karnın) eski şekline dönmesi sezaryene oranla daha çabuktur. Doğum yapar yapmaz bebeğini kucaklayan ve emziren annenin, hem doğuma aktif katkıda bulunmuş olmanın verdiği mutluluk hem de bebeğiyle çabuk kurduğu o özel bağ yaşamının en keyifli anları olacaktır.

Islak akciğer sorunu gelişebilir

Normal doğum sırasında bebeğin kemik kanaldan geçip (annenin pelvis kemikleri), vajinal doğarken göğüs kafesine oluşan baskı, akciğerlerindeki sıvının çok büyük kısmının boşalmasına ve nefesini daha rahat almasına yardım eder. Sezaryende bu durum söz konusu değildir. ‘Yeni doğanın geçici takipnesi’ ve ‘ıslak akciğer’ denen solunum sıkıntıları, vajinal doğuma oranla beş kat daha sık görülür. Bu tür solunum sistemi problemleri, özellikle zamanından önce sezaryenle isteğe bağlı doğurtulan ve hekim ile hastanın ortaklaşa hatası olarak prematüre dünyaya getirilmiş bebeklerde sık ortaya çıkar. Özellikle bu nedenle isteğe bağlı sezaryenlerin 39’uncu haftadan önce yapılmaması çok önemlidir. Vajinal doğumun, nadiren, zor doğumlarda bebeğin doğum kanalında sıkışması veya doğum travmasına maruz kalması gibi riskleri mevcuttur. Ancak uygun koşullarda yaptırılan, deneyimli sağlık personeli tarafından yakından takip edilen doğumlarda hemen müdahale etme şansı vardır. Günümüzde fetal monitorizasyon sistemi ile anne karnındaki bebeğin sağlık halinin değerlendirilmesi veya takip edilmesi artık daha da kolaylaşmıştır.

Sezaryen doğumun detayları

Sezaryen, pubis kemiğinin birkaç santim üzerinden yapılan kesiyle anne karın boşluğuna girilerek, rahmin açılması ve bebeğin bu şekilde doğurtulmasıdır. En sık başvurulma nedeni, bebeğin normal doğuma oranla daha hızlı bir şekilde dünyaya gelebilmesidir. Günümüzde anestezi ve sezaryen tekniklerinin güvenilirliği nedeniyle, ihtiyaç oluştuğunda tüm anne adaylarına uygulanabilmektedir. Yukarıda bahsedilen geçici solunum problemleri dışında, genellikle bebek için risk taşımamasına karşılık, anneye ameliyat sonrası bazı riskler getirebilir. Bunlar, anestezi ve cerrahiyle ilgili komplikasyonlardır. Enfeksiyon, doğum sonrası kanama, tromboemboli (amnion sıvısının ve ufak kan pıhtılarının toplar damarlarda tıkanıklık yaratması veya toplar damarlar yoluyla ilerleyerek akciğerlerde emboli oluşturması) gibi durumlar ne yazık ki sezaryen doğumlarda daha sık görülmektedir.

Annenin ameliyat sonrası kendine gelmesi, (genel anestezi), dolayısıyla bebeğini emzirmesinin gecikmesi, ağızdan beslenmeye ve ayağa kalkmaya başlamasının sekiz saati bulması, hastanede iki gün yatması ve vajinal doğuma göre daha ağrılı ve bağımlı bir lohusalık yaşaması, gebelik öncesi hayatına dönmesinin daha uzun sürmesi, sezaryenin önemli diğer dezavantajlarındandır. Uzun dönemde ise dikiş yerlerinde zaman içinde ağrı hissedilmesi ve karın içinde ameliyata bağlı yapışıklıklar da unutulmamalıdır.

Sezaryenin kaçınılmaz olduğu bazı durumlar:

  1. Pelvis (kalça kemiği) doğum yapamayacak kadar dar olan veya bebeğin başıyla kemik pelvis arasında uyumsuzluk bulunan gebeler.
  2. Bebeğin rahim içinde duruş bozuklukları (makat gelişi, yan duruş).
  3. İkiz ve üçüz çoğul gebelikler.
  4. Bebeğin prematüre veya iri olduğu durumlarda makat gelişi.
  5. Gebelikte gelişen yüksek tansiyon, preeklampsi, eklampsi ve bebeğin genellikle normalden iri olması itibariyle şeker hastalığı.
  6. Plasentanın rahim ağzını kapadığı veya normalden erken yerinden ayrıldığı, şiddetli kanamaya yol açabilecek durumlar.
  7. Bebeğin sıkıntıda olduğunu gösteren ve acil müdahale gereken her türlü durum (Fetal kardiyotokografi- NST’de kalp atımlarının bozulması, kordon sarkması).

Doğum şekliniz vajinal mi yoksa sezaryen mi olmalı?

Özetle; sezaryen doğum, vajinal doğumun gerekli durumlarda başvurulan bir alternatifi olarak algılanmalı, giderek normal doğumun yerini almaya başlayan daha üstün bir doğum şekli olarak asla görülmemelidir. Tüm bilgiler anne adayıyla paylaşılmalı. Ailenin doğum yöntemiyle ilgili karar vermesine yardımcı olunurken, annenin isteği ve endişelerine de mutlaka değer verilmelidir. Gebelik takibi esnasında, aksi bir durum belirmedikçe anne adayı normal doğuma teşvik edilmeli. Doğum öncesi hazırlık kursları etkinleştirilmeli ve katılım sağlanmalı. Zamanın getireceklerine göre anne ve bebek için en iyi olacak karar beraberce verilmelidir.